|
Dünya genelinde sosyo-ekonomik yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelen Aile Şirketleri ile ilgili yapılan araştırmalar dunyadaki sirketlerin %80’inin aile şirketi olduğu yönünde. Sadece küçük sirketler değil, dünyanın en büyük 500 sirketinin yarıya yakını aile şirketi. ABD’de 18 milyondan fazla hayatını sürdüren işletmenin % 90’ı aile şirketidir. En Büyük 100 şirketin İtalya’da 43’ü Fransa’da 26’sı Almanya’da ise 17’si aile şirketi.
Nedir Aile Şirketi ? Aile Şirketleri akrabalık bağı olan bireylerin mal ya da hizmet üretmek için bir araya gelerek kurdukları kar amaçlı sosyal örgütlerdir. Parton şirket ise tek kişinin sahip olduğu ve ailesinden kimsenin çalışmadığı şirketlerdir. Özellikle küçük aile şirketleri merkezci model adı verilen bir yönetim sistemi ile yönetiliyorlar. Yaptığı bir ürünü satmayı deneyen ve başaran bir girişimci, oğlunu üretim aşamasında yanına yardımcı olmaya, kardeşini muhasebesini tutmaya, yeğenini veya başka bir akrabasını pazarlama işlerini yapmaya yöneltmişse ve böylece bir şirket oluşturmuş ve bunu yönetiyorsa o, aile şirketinin tipik bir girişimcisidir. Günümüzde sıkça rastlanan aile şirketlerinin çoğu bu şekilde oluşmuştur. Aile Şirketlerinin Karakteristik özelliklerine bakıldığında; Aile prestijini korumak için özveride sınır tanımama eğilimi en üst düzeydedir. Şirketin isim ve prestiji, ailenin isim ve prestiji ile birlikte oluşur ve gelişir. Şirket politikası genellikle aile menfaatleri ile uyumludur. Aile şirketlerindeki bu model yönetim şekli, karar verme hızı konusunda, ideal bir sistem olarak kabul edilebilir. Hızın yarar sağladığı ve hayati önem taşıdığı durumlarda, bu sistemi benimsemiş şirketler genellikle karlı çıkarlar. Kuşkusuz hız kaliteyi garantilemez, hatta çoğu durumda önlem alınmazsa kaliteyi düşürücü etkileri bile vardır. Bu tür şirketlerde seçim ve başarı zor kazanılan kavramlardır. Bu nedenle, zamanın ve çabanın çok büyük bir bölümü bu amaçla harcanır. İletişim ise, bir şirket için oldukça garip olan bir yöntemle, başkalarının duygularını algılayabilme, kısacası sezgi gücü ile yürütülür. Aile şirketlerinin en güçlüleri hızlı karar verebilme ve büyüme yetenekleri olanlardan oluşuyor. Nedeni, karşılıklı güven ve etkin iletisim, karar ve uygulamada hız, paylasilan ortak bir gecmis ve değer yargılarının olması. Tabii merkezde bir otoritenin varlığı ve iyi yönetiminin de burada hakkını vermeliyiz. Aile bağları ve yönetime yakınlık derecesi yönetimden sorumlu kişilerin belirlenmesinde önemli rol oynuyor. Aile yapısındaki değişmeler aileye sonradan giren damatlar ya da gelinler şirketin organizasyon yapısında değişikliklere yol açabiliyor. Sirketlerinin kuşaktan kuşağa süren gelişmesini sağlayan ailelerin ortak ozelliklerine bakıldığında: Aile, ortaklık ve işin yönetimi ile ilgili konuları birbirinden ayirabilmeleri ve bunlardan her birinin çözümü icin ayrı mekanizmalar olusturdukları söylenebilir. Profesyonelleşme, ancak işletme büyüklüğü ve işin hacmi ailenin sınırlarını aştığında gündeme gelir. Bunun dışında profesyonellere ihtiyaç duyulmaz ve çalışanların profesyonelliği unutulur. Aile Şirketlerinin Finansal ve Yönetim olarak bazı avantajları vardır. Bunlar: Sermaye sorununu kendi içlerinde çözmeleri, özkaynaklarıyla sermayenin büyük bir kısmını oluşturmaları, ayrıca finansman açısından zor dönemlere girildiğinde ortakların kazançlarını diğer şirketlere göre çok daha kolay feda edebildikleridir. Nedenine bakıldığında şirket aile adıyla bütünleşmiştir. Şirketin iflas etmemesi için girişimci ve diğer üyeler mal varlıklarından kolayca vazgeçebilirler. Eğer sezgi gücünüz yetersizse veya bir şeyleri yanlış sezmişseniz bu modelde yanlış bir kararı toparlamanız zor olur. Sezgi, küçük notlar tutmayı, kurul toplantıları yapıp kararlar almayı, uzmanlara danışmayı gerektirmez. bürokrasi, kırtasiyecilik hemen hemen yoktur. İlgi ve güvenden kaynaklanan sezgileriyle iş yaparlar. Eğer onun gibi düşünmüyorsanız, onun ne düşündüğünü tahmin etmeniz çok zordur. Kardeşiniz, oğlunuz, eşiniz, yemek masası dostlarınız aklınızdan geçenleri, doğal olarak sokaktaki adamdan çok daha çabuk algılayabilir, sezinleyebilir. Bu nedenledir ki merkezdeki girişimcinin şirketine adam alırken akrabalarını tercih etmesi yanlış değerlendirilmemelidir. Sezgi için insanların birbirini tanımaları çok önemli bir ögedir. Üstelik güven olmadan sezgi gücüne güvenmek de çok tehlikeli olabilir. Çünkü sezgilerinizde yanıldığınızda olaylar aleyhinize gelişebilir. Uzun zamandır tanıdığınız birine veya akrabanıza güvenmek yeni tanıştığınız birine güvenmekten daha kolaydır. Sonuç olarak aile/patron şirketi modeli, birbirini tanıyan, kafa yapısı ve düşünce tarzı birbirine benzeyen insanların daha çok sezgi gücüyle hareket ettikleri, kişisel ilişkilere dayalı bir sistemdir. Sistemde kurallar esnek değil, aksine oldukça serttir. Bu biçimde yönetilen zayıf şirketler uzun ömürlü olmuyorlar. Çünkü ya diğer iletişim yöntemlerini benimseyip hızlarını azaltmak zorunda kalıyorlar, ya da ard arda yaptıkları yanlışlardan zayıf düşerek, yok olup gidiyorlar.
Bu yönetim modelinde yönetim maliyeti oldukça düşüktür. Güven, denetim sistemleri kurmaktan ve bunları çalıştırmaktan daha ucuzdur. Sezgi ise bedava... Hızın, incelikli ayrıntılardan ve gecikme maliyetinden daha önemli olduğu durumlarda Aile/Patron şirketi modeli çok etkilidir. Bu yapıda bir işletme kendini, çalıştığı yere ait hissetmeyi seven insanlar için ideal bir işyeri olabilir. Çünkü bu model insana değer verir, çalışanlar çabalarının karşılığını alır ve kolayca ödüllendirilirler. Arkadaşlıklara, eski dostluklara, tanışıklıklara dayalı bu model, günümüzdeki; herkese eşit fırsat ve şans tanıma ilkesine aykırı olduğundan tepki görür. Ataerkil yönetim, bireysellik felsefesi, tek kişi sahipliği ve kişisel güç, günümüz iş dünyasında, şirkete tereddütle bakılmasına yeterli sebeplerdir. Nedeni aile/patron yönetim biçiminin kişisel çıkarlar için kötüye kullanılabilme riskidir. Ülkemizin üretim potansiyelinin ve istihdamının çoğunu gerçekleştiren aile sirketlerinin etkin yönetimi toplumsal refah artışına da katkıda bulunacaktır. Aile şirketlerini yönetenler sorumluluklarının sadece bugünü yonetmek değil, ayni zamanda gelecegi de planlamak oldugunu unutmamalılar.
Kuşaklar değiştikçe ve aileler büyüdükçe iş ve aile rollerinin birbirine karışması, işle ilgili konuların aile ilişkilerini zedelemesi, paylaşım esaslarının belirsizliği, duygu ile mantığın karıştırılması aile şirketlerini zora sokar ve sonunu hızlandırır. Aile şirketlerinin yaşama süreleri dünya genelindeki istatistiklere göre ; %70’i ikinci kuşağa geçemiyor. İkinci kuşağa geçenlerin yarıya yakını da üçüncü kuşağa geçemiyor. Tipik bir aile sirketinin ömrü ise 25-30 yıl. Bununla birlikte ABD,İngiltere,İtalya,Japonya gibi ülkelerde 6.ve 7. kuşakların yönetiminde yer aldığı 300-400 yıldır faaliyet gösteren aile şirketleri var iken ülkemizde benzer örneklere rastlamak mümkün değil.
Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Kurumsallaşmanın tanımı “Sürdürülebilir başarı için gereken yönlendirme, yönetim ve kontrol sistemlerinin uygulanmasıdır” şeklindedir. Yani başarının sürdürülebilirliği için gerekli yöntemlerin uygulanması. Aile şirketlerinin ömürlerinin kurumsallaşmayı başarabilmeleri ile yakından ilgili olduğu görülür. Aile şirketleri, yaşanan ekonomik krizlerden çok fazla etkilenmeden faaliyetlerini devam ettirebilirken, aile içi sorunlar nedeniyle varlıklarını uzun süre devam ettirememektedirler. Araştırmalar sürekliliğin gerçekleştirilememesinin sebeplerinin başında, şirketin belli bir büyüklüğe ulaştığı ve gerekli şartların oluştuğu halde “kurumsallaşma” çalışmalarının başlatılmaması geliyor. Kurucudan sonra yönetimi devralacak ikinci nesil aile üyesinin belirlenmesi ve hazırlanmasını sağlayacak devir planı başka bir deyişle geleceğin planlamasını yapamayan aile şirketleri varlıklarını uzun süre koruyamıyorlar. Ailenin iş ile ilgili konuları ciddi ve profesyonel bir sekilde ele almaları vizyon ve misyonlarını oluşturmaları ve aile içi iletişim, bireyler için gelişim ve kuşaklar arası devir planlarının olması önemlidir. Aile sirketlerinin basarısı sadece bu ilkeler ve planları yapmakla da sağlanamıyor. Aile sirketleri de işini iyi yapmalı, aile kaynakları kadar diğer insan kaynaklarını da etkili bir sekilde yönetebilmeli ve çağdas yonetim tekniklerini kullanabilmelidirler. Bunun icin de rekabete açık, ileride lider konumuna gelebilecek bireylerin iyi eğitilmesi de başarı potansiyelleri için o kadar gereklidir. Kurumsallaşma , işletmenin bir sistem haline gelmesidir. Kurumsallaşma şirketin tamamen profesyonellere terk edilmesi, kontrolün elden çıkartılması değil, şirketin kuralları standartları ve prosedürlerinin olması ve kişilerden bağımsız olması demektir.
Bu yazı 334 defa okundu.
|