|
Başarı tüm insanlar için bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde dördüncü sırada yer almaktadır. Maslow’un ‘İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi’ davranışlarında iki ana çıkış noktası var: Birincisi, her davranış belli bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. İkincisi ise bu ihtiyaçların bir hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşideki kademeler ise şöyledir: İlk basamakta fizyolojik ihtiyaçlar (açlık, susuzluk gibi temel içgüdüsel ihtiyaçlar), İkinci basamakta güvenlik ihtiyaçları (tehlikelere, yokluğa, tehdide karşı korunma ihtiyacı); üçüncü basamakta sevgi ihtiyacı, aidiyet ihtiyacı (bir gruba girme, dostluk ilişkileri kurma ihtiyacı); dördüncü basamakta saygınlık ihtiyacı (sosyal onay, prestij, başarı elde etme, takdir edilme, bağımsızlık, v.b. ihtiyaçlar); beşinci basamakta kendini gerçekleştirme ihtiyaçları (kendini, projelerini gerçekleştirme, potansiyelini geliştirme, mükemmelleşme, vb.) bulunmaktadır. TDK sözlüğünde başarının tanımı: “bir işte elde edilen yararlı sonuç. Muvaffakiyet” şeklindedir. Aslında başarı durumsal bir anlama sahip, yani göreceli bir kavram. Birine göre başarı sayılabilecek bir sonuç başka birisine göre hiç de başarılı sayılmayabilir. Kişiye göre ölçüsü/derecesi değişen bir sözcük. Başarılı olmayı herkes ister, ama bedelini ödeyenler ona sahip olurlar. Bu bedel:başarı için sevdiğiniz başka şeylerden vazgeçmektir. Bazen de başarı için hiç sevmediğiniz şeyleri yapmaktır. “Başarı öz veri ister” tümcesi herkesin ağzındadır. Başarıyı seçtiğinizde zamanınız, enerjiniz, rahatınız, paranız, sağlığınızdan bazı ödünler vermek zorunda kalırsınız. Başarıyı terazinin bir kefesine, vazgeçtiklerinizi diğer kefesine yerleştirdiğinizde, vazgeçtikleriniz ne kadar çok olursa o kadar fazla bedel ödemişsiniz demektir. Bu da başarı tarafını o kadar yükseltir. Yani vazgeçtiklerinizin değeri o başarının bedelini gösterir. Başarı miras da değildir! ona emek akıl ve alın teri ile ulaşılabilir. Başarıda alın teri eksikliği tehlikelidir. Tam hak edilmemiş, alın ve akıl teri eksik, biraz çaba biraz şans, bolca ilişki gücüyle ulaşılmış başarılar insanda güven duygusu yaratmaz. Aksine hak etmemenin bilinmesi o başarıyı kaybetme korkusu yaratır. Ter, en gerçek başarı kriteridir. Başarının değerini onun için harcadığınız akıl ve alın teri toplamı ile ölçebilirsiniz. Şöyle de söylenebilir: Bir başarının hak edilmişliği, uğrunda dökülen ter kadardır. Bununla ilgili söylenmiş güzel bir söz de şöyle : “Ulaşılan başarının değeri uğruna aşılan zorluklar kadardır.” İnsanlık yıllar boyu başarı formülünün peşinde koştu, hala da koşuyor. İlginçtir ki, Orta Asya Türklerinde başarılı olmayan çocukların adı yoktu. Eski Türk töresine göre çocuğa doğar doğmaz isim konulmazdı. Gerçekleştirdiği ilk başarısına göre ad verilirdi. Dede Korkut hikayelerinde “Boğaç Han” adını Dirse Han’ın oğlunun bir boğayı cesur bir şekilde yenmesi sonucu Dede Korkut tarafından verildiği yazılıdır. Kayda değer hiçbir başarı göstermeyen çocuklar ise tarihçilere göre; çocuk 15 yaşına gelinceye kadar beklenirdi. Bu sürede çocuk isimsiz yaşardı. Çocuk başarı gösteremezse süre sonunda obaya ilk gelen yabancının ismi o çocuğa verilirdi. İlk görülen “yabancı” insan olabildiği gibi hayvan da olabilirdi. (Örneğin Geyik ise çocuğa geyik adı, Tilki ise tilki adı verilirdi.) Bu uygulama eskiden beri Türklerin başarıya ne kadar önem verdiklerini gösteriyor. Başarı Yönetimi Başarı yönetimi, başarıya ulaşmaktan daha zor. Çalışanlar, başarının yarattığı refahı yaşarken, yönetim yeni ve daha iddialı hedeflerin peşine düşmek zorunda. Çünkü mevcutların korunması zirvede kalmaya yetmiyor. Her an bir şeyler değişmektedir. Başarının da sürdürülebilir olması için yönetimin, daha dikkatli, verimli ve sürekli çalışmasını gerektiriyor. En başarılı kurum veya şirketler bile arada bir başarısız dönemler yaşarlar. Aslında bu olumsuz dönemler şirketin yörüngesinden sapmaları düzeltmek için bir fırsattır. Her yönetimin, ortaya çıkabilecek aksilikler ve olumsuzluklara karşı başarısızlığı yönetecek ve kurumu tekrar düze çıkaracak bir planının olması gerekir. Başarıyı delice isterken arada bir başarısızlığa katlanmak da bir meziyet sayılmalıdır. Nietzce bir şiirinde şöyle diyor: “Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin, Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.” Hiç düşmemek değil, düştüğü yerde kalmamak insanı büyütür. Ben çoğu başarısızlığın boşa gitmediğine inanırım. İnsanlar doğruları kadar bazen yanlışlarıyla da bir yerlere gelirler. Şöyle bir yazı okumuştum:“Bana hayatında hiç hata yapmamış birini göster sana onun on katı hata yapmış ve daha başarılı olmuş başka birini göstereyim!” Başarısız olmanın en önemli nedenlerinden biri başarı hakkında yeterince bilgi sahibi olunmamasıdır. Başarının kalitesini başarı hakkındaki bilgilerin kalitesi belirler. Pek çok insan kulaktan dolma sığ bilgilerle yola çıkıp enerjisini boşa harcar. Azimle çabalar ama stratejisi yanlış olduğundan çabalar durur, yararlı sonuca gidemez, yani başarılı olamaz. Sonunda hem kendine hem de çabanın gücüne inancını yitirip başarısız bir hayata katlanmanın yollarını aramaya başlar. Oysa insanlar, başarıdan değil ancak başarısızlıktan bir şeyler öğrenebiliyor. Aynen hatalardan ders alarak öğrenmede olduğu gibi. Hata yapmanın eleştirilecek bir tarafı yok. Hatalar yaşamın bir parçasıdır ve gelişme için gereklidir. Bir görevi yanlış yaparsam bir takım şeyler öğrenirim.Bunlar: -Nasıl doğru ifade edileceğini, -Yanlış yapmanın sonuçlarını, -Nasıl doğru yapılacağını... -Eğer bir işi daima doğru olarak yapıyorsam, öğreneceğim; sadece onun nasıl doğru yapılacağıdır. Olağanüstü durumlarla baş etme, ya da işin yapılış şekline adapte olmaya hazır olmayacağım. Edison'a sormuşlar: “999 kez hata yapmanıza rağmen, bininci deneyi yapacak gücü nereden buldunuz? Edison’un yanıtı şu: “Ampulün icadı bin aşamalı bir süreçti. Hata gibi görünen ilk 999 aşama, bininci ve son aşamaya götüren öğrenmelerle doluydu. Başarısız olan ben değilim, kullandığım yoldu. Demek oluyor ki aynı amaca farklı bir yoldan gitmeliyim. Başarısızlığa çıkan bütün yolları bitirdiğimde doğal olarak başarıya giden yolu bulacağım. Biraz daha zaman, biraz daha çaba, biraz daha cesaret yeter” "Cesaretimi kaybetmedim; çünkü vazgeçilen her yanlış girişim, ileri doğru atılmış yeni bir adımdır." Çıkabilecek engellere karşı başarısızlığı yöneterek başarıya ulaşılabilir. O zaman, bir işte nasıl başarılı olunacağını düşünmekle birlikte, o işe neler engel oluyor diye de düşünmek gerekir. Engeller ortadan kaldırıldığında, iş kendi kendine yürüyecektir. Yani başarının önündeki engelleri kaldırmak başarıyı yönetmek demektir. Yönetemezseniz Yönetilirsiniz Yönetim ile ilgili slogan haline gelen şu söylemleri çok beğenmişimdir. “Teknolojiyi Yönetemezseniz Teknoloji sizi yönetecektir.”, “Risk çevrenizdedir, her yerdedir ondan kaçılamaz. Siz Onu yönetemezseniz O sizi Yönetecektir” Klişeleşmiş bu tümceler başarı yönetimi için de geçerlidir. “Başarıyı yönetmenin sırrı, başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir” Yani “başarıyı yönetemezseniz, başarısızlık sizi yönetecektir.” İş Yaşamında Başarı Faktörleri İş yaşamında, başarıda bir çok faktör yer alır. Bunlardan ilki; amacın tam ve net bir şekilde belirlenmesi, ikincisi beklentiler ve bu beklentinin gerçekleşmesine yarayacak en doğru etkinlik tipini belirlemektir. Daha sonra projelendirme aşaması başlar. Projeyi hazırlarken ürünün ya da hizmetin içeriği, ön plana çıkarılması istenen özellikleri, verilmek istenen mesaj, uyandırılmak istenen duygu ön planda tutularak kurgulanmalıdır. Hedef kitle iyi analiz edilmeli, beklentileri, yaşayış biçimleri, alışkanlıkları göz önünde tutulmalıdır. En son uygulanabilirlik ve ekonomik şartlar gelir. Hazırlanan etkinlik projesi hem en üst seviyede içeriğe sahip olmalı, hem uygulanabilir ve mantıklı, hem de belirlenmiş bütçe çerçevesinde olmalıdır. Başarıdan Yakınmak Çok zenginler paradan, çok ünlüler şöhretten, çok başarılılar başarıdan yakınırken, aslında gizliden gizliye övünürler. Başarının getirdiği durumlardan yakınmak kendini övüyor görünmeden övmenin bir başka yoludur. Ancak başarı tutkusunu kaybeden insanlar da, başarılı bir hayatın sorunlarından şikayet ederler. Hayatta gelebileceği en iyi yere gelmiş, ancak artık durağanlık dönemine girmiş bu tür insanlar sürekli başarıdan yakınırlar. Söylemlerinde, başarılı insanların sevilmediğini, başarının sahte dostluklar ve gerçek düşmanlıklar kazandırdığını, başarının stresli bir iş olduğunu ve insanın sağlığını kaybettirdiğini, başarının sonunun olmadığı gibi sözleri söyler dururlar. Belki bunların bazıları doğru da olabilir. Ancak, bu tarz düşünceler insanı başarıdan soğutabilir, çünkü başarının iyi olduğuna inanarak başarılı olunabilir, ama başarının kötü bir şey olduğunu düşünerek uzun süre başarılı kalınamaz. Başarı ve Tutku Birçok kişi yanında çalıştığı patronunun kendilerinden daha az eğitimli ve daha az donanımlı olduğu halde bu insanların nasıl kendilerinden daha fazla yükseldiğine akıl erdiremez. Cevabı basit: tutku ve cesaretin gücü çoğu kez donanım eksikliklerini kapatmıştır. “Sığ sularda yüzmek güvenlidir ama iyi yüzücü olmak derin sularda öğrenilir.”diye bir söz var. İşte bu kişiler, derin sularda yüzmeyi tutkuyla isteyenlerdir. İş Yaşamında Başarının 3 düşmanı 1.Zafer sarhoşluğu: Başarıdaki kırılma noktası çoğu kez en parlak zaferlerin kazanıldığı günlerde ortaya çıkar. Yoğun bir çalışma temposu ile kazanç rekorları kırıldığında üst yönetim rahatlar. Yönetici, başarı hep kalıcıymış gibi bir duyguya kapılarak gevşer. Ayrıca şatafat ve debdebe diyebileceğimiz çok kazanılınca çok harcama modu’na geçilir. Gösteriş ve debdebenin işin bir parçası ve mülkiyetin tatlı bir meyvesi olduğu düşünülür. Özel uçaklar, Helikopterler, yatlar, çifter çifter arabalar alınır. Bu tarz giderek diğer üst düzey yöneticilerce de benimsenir. Belki de şirket kazancına oranı pek yüksek olmayan bu harcamaların esas zararı ''aşırılık'' tır. Patron veya genel müdürün hayat tarzı diğer yöneticilerin de dikkatini dağıtır. Diğer çalışanlar da prim ve statülerinin peşine düşer. Artan kıskançlık ve iç çekişmeler, yöneticileri gerçek hayattan, çalışanların sorunlarından ve müşterileri taleplerinden koparır. Aşırılığın pençesine düşmüş bir şirket en başarılı ve ihtişamlı döneminde düşüşe geçer. Bazı şeyler aksamaya başlar. Başarı sarhoşluğu döneminde ihmal edilen aksaklıklar zamanla büyüyüp şirketin başarısını ve pazar payını düşürür. 2.Kibirli olmak/En büyük benim inancı ( Azamet duygusu): Şirkette ard arda önemli başarılar kazanan yönetici, bir süre sonra tüm kazanımların kendi kişisel yetenek ve becerileri sayesinde gerçekleştiğine inanır. “ tek adam” (one man show) duygusu hakim olmaya başlar, kendisini dev aynasında görmeye, etrafındakileri küçümsemeye ve takımını rencide ve ihmal etmeye başlar. Başarıya ulaştığını ve kalıcı olduğunu düşünerek, sistemli ve bilimsel çalışmaya eskisi kadar önem vermez. Kendine hayranlığı nedeniyle kadrosu onu terk etmeye başlar. Kadrosunu vasat yeteneğe sahip elemanlarla doldurur ve sonunda başarısızlık kapıyı çalar. Dikkat! Lükse boğulmak, kibirli olmak zirveden düşüşün ilk işaretleri sayılıyor. 3.Uçma sendromu: Belirli başarı döneminden sonra yöneticilerde işlerin hep yolunda gideceğine ve ufukta yeni başarıların olduğu inancı yaygınlaşır. İster adına doyumsuzluk deyin ister yatırım hastalığına tutulma, engin denizlere açılma tutkusuna benzer bir duygu yöneticinin tüm benliğini sarar. Yönetici daha büyük hedeflere ulaşmak için bilinmeyen riskleri göze alıp güvenli limanlardan iyice uzaklaşır. Uçmaya başlar, İşini kontrol edemeyeceği kadar büyütür, bilmediği işlere ve sektörlere dalarcasına girer. İş hayatının beklenmedik fırtınaları koptuğunda ise enginlere açılan yönetici tek başına ve çaresizdir. Yüreğindeki yükselme hırsını gemleyemeyen yöneticinin kaçınılmaz sonu düşüştür. Küresel Başarı Başarının sürdürülebilmesi iş dünyasında giderek zorlaştı. Krizler ve küreselleşme fırtınaları, en büyük şirketleri bile sarsıyor. ABD'de 1917 yılının en büyük 100 şirketinden, bugün ayakta kalanların sayısı 15'i geçmiyor. Türkiye'de ise İstanbul Sanayi Odası'nın büyük şirketler listesinde yer alan ilk 200 şirketin, 25 yılda yarısı liste dışı kalmıştır. Bu da başarı yönetiminin zorluğunu gösteriyor. Bugün artık yalnız ulusal sınırlar içinde başarılı olmak yetmiyor. Ülke'nin en iyisi olmak bile artık geleceği garanti etmiyor. Ticarette ülke sınırlarını kaldıran globalleşme/küreselleşme olgusu, ülkeler arası mal ve hizmet hareketlerinin serbestleşmesi, acımasız rekabet koşulları başarının sürdürebilirliği giderek zorlaştırmıştır. Ulusal planda başarılı olan şirketler, artan ithalat ve yabancı sermayenin doğrudan yatırımları nedeniyle pazar payını kaybedebiliyorlar. Yeni koşullar yalnız iş hayatında değil, siyaset, sanat, kültür ve spor alanlarında da başarı kriterlerini değiştirmiştir. Bu dünyada başarılı olmayı denemiş milyarlarca insan oldu. Bazıları başarıyı tattı bazıları başarısızlığı. Başaranların başarı ölçekleri de farklı oldu. Kimileri büyük işler başardı kimileri orta boy, kimileri de küçük başarılarla yetindi. Başarılı olan bu insanlar başardıkları işlerdeki yöntemlerini bazen anlattı bazen yazdılar ve diğer insanlarla paylaştılar. Bildikleri kadarıyla insanlığa deneyimlerini aktarmaya çalıştılar. Başarı için başkalarının deneyimleri de önemli bir bilgi bankasıdır. Bunlarda yararlanmak gerekir. Mahatma Gandhi’nin bir duasında başarı ile ilgili yakarışları şöyle: Tanrım! Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuna izin verme, Ne de başarısız olursam umutsuzluğa düşmeme, Daha ziyade, başarısızlığın başarının öncesinde bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla. Eğer beni paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak, Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana…Amin! ...Ve görme engelli milli atletimiz Necdet Turhan’ın Klimanjaro Dağı’na tırmandıktan sonra açtığı pankartta başarı ile ilgili şunlar yazılıydı: Yaşamı sevmek için yürek, başarmak için emek gerek. KAYNAK Filiz,A., Verim Artırma Stratejilerinde Davranışsal Yöntemler, Seminer Notu, Boğaziçi Eğ. 2006 Sekman M., Limit Sizsiniz, Alfa Yayın.Mart 2008 Türkoğlu, F., Başarıyı Yönetmek Yakalamaktan Zordur. www.finansalforum.com
Bu yazı 796 defa okundu.
|